Bugünkü seçimden sonra aklımda kalan en kötü şey akp'nin aldığı oylardan memnun olmayan hemen hemen bütün genç! arkadaşlarımın "bu ülkeyi terketmek istiyorum" cümlesi oldu. Nereye gidiyorsunuz, eğer bu ülke şu anda bu durumdaysa kabahatin çoğu da bizde canım kardeşim.
...
İnsanoğlu ilkel bir canlı olarak yaşadığı her andan haz duymak isteyecektir. Bu en zengin için de en fakir için de aynıdır. Sadece hazza ulaşma yolları farklılık gösterir. Farklı bir yönden de insan egosuna teslim bir varlık ise ego da hazza teslim olan bir duygudur. İşte bu yüzden hazzı bölmek, farklı kollara dağıtmak gerekir. Eğitim de tam da bu noktada lazımdır ve öğretimden ayrıldığı nokta da burada başlar. Egonun ve hazzın minimalize edilme yolları farklı kültürlerde farklı yollarla ortaya çıkmıştır. Yoga, din öğretisi, felsefe vs. hep bu eğitim boşluğunu karşılar. Düşünsenize dine yürekten bağlı geçmişteki insanların, günümüzde ruhsal dinginlik arayan insanların yoga tarzı öğretilere başvurma amaçlarını: iç dünyalarını huzursuz eden nefs/ego gibi duygulardan arınmak değil midir sizce de...
İşte Atatürk'ün büyüklüğünü gösteren bir nokta daha. Bizler "Kırşehir-ilçeliğe düşme-klasik müzik" hikayesini kahkalarla anlatmıyor muyuz! O, bu milletin egosunu/hazzını doyurmak için bunun kollara ayrılması gerekliliğini, halkın bu noktadaki beklentilerini arttırma gerekliliğini biliyordu. Muassır medeniyet seviyesi derken bahsettiği buydu. RTE'nin söylediği doğru bir şey var gerçekten: Atatürk'ü anlamak her yıl 10 Kasım'larda veya Ankara'ya ilk gidişimizde o haşmetli aslanlı yoldan geçip, mozalesi önünde saygı duruşunda bulunup, müzeyi gezip “vay be” demekten daha öte bir duygusal zeka (EQ) gerektirir...
Sanayi devriminin amacı gerekli zamanı yaratıp insanoğlunun yaşamdan alacağı hazzı farklı kollara bölmek olması gerekirken son iki yüz yıldır hazza ulaşma yolları programlı olarak dönüşüm gösterdi ve birkaç maddeye indirgendi. Eskiden bunun yolu temel olarak sanat ve kolları iken giderek sanatın hayatımızdaki yeri azaldı ve hazza ulaşmanın tek yolu "güç" oldu. Bu da ya direkt olarak -imkanını bulur bulmaz- güç sahibi olmayla ya da dolaylı olarak; senin gibi düşünen birilerinin senin yerine güce sahip olması yoluyla gerçekleşmeye başladı…
Hayat şartları, yaşama güçlüğü demek kolaycılığa kaçar, neden mi: Böyle bir ahlaki/sosyo-kültürel eğitim düzeninde eğer dünya bugün herkesin mali olarak yeterli güce sahip olduğu bir durumda olsaydı yani bu dünyadaki herkes yüksek öğrenime sahip olsaydı kimse gidip tarlada, inşaatta vs. çalışmazdı, çünkü egonun/hazzı paylaştırmanın eğitilmediği bir eğitim (daha doğrusu öğretim) sisteminde kimse temel ihtiyaçları karşılamayı gerektiren işlerde çalışmayı kendine yakıştırmazdı...
Babalarınız, dedeleriniz, nineleriniz anlatmıyor muydu 40-50 yıl öncesini. Bu ülke o zaman da dindardı ama aynı zamanda sinemaya da giderdi, müzik de dinlerdi, yan yana maç da izlerdi ama aynı zamanda rahatça karşı cinsle dans da ederdi. Çünkü hazzını paylaşırdı, bölerdi. 30-40 yıldır bu ülkede/dünyada hazzı paylaştırmanın yolları da minimalize edildi…
Bu duruma gelmemizin bir diğer nedeni de; kuşak(lar) olarak kendimizi eğitirken -hem sosyal anlamda hem kültürel anlamda- aynı şekilde ailelerimizi ve toplumu eğitme sorumluluğumuzdan kaçmamızdır, belki bir noktada bencilliğimizdir. Çok sevdiği şarkıcı, oyuncu, yazar herkes tarafından bilinmeye başlayınca kıskanmayan kaç kişi vardır? Yine eğitilmemiş ego...
Bu çağda artık egoyu tatmin etmenin yolu yukarıda söylediğim gibi güç (maddi) sahibi olmaktan geçiyor. Bu nedenle insanlar -maalesef gençler- egosunu/hazzını doyurma yolu olarak bir an önce maddi yönden bir erk sahibi olmayı seçiyor ve öğretimini aldığı işi yapmaktan kaçıyor. Bu yaşta, kendi işinden haz duymayan insandan hayatın farklı alanlarından haz duyup egosunu doyurmayı bekleyemeyiz…
İşte akp'nin dokunduğu nokta burası. İnsanların egosunu doyurması gereken yönleri (haz yollarını) minimalize edip onu 2 maddeye indirdi. Din ve Mali güç. 1) Dini kullanarak yıllardır eğitimsiz bırakılan bir halka kendinden birileri olduğunu gösterdiler 2) Eğitimi olmayan birçok insanı zengin edip, reklamlarda oynatıp (bkz: Futbolcular, Şarkıcılar, Ali Ağaoğlu vb.) insanları kolay yoldan mali güce özendirdiler. Egosu doyurulmayan birçok genç de bir an önce yırtmanın! yolunu aramaktan kendini ve halkını eğitmekten vazgeçti...
İşte bu yüzden sen canım kardeşim, kamu yönetimi okuyan; bankacı olmayacaksın, sen edebiyat okuyan kardeşim; hem Nazım'ı hem Necip Fazıl'ı ezbere bileceksin çevrendekilere anlatacaksın onları, sen uluslararası ilişkiler okuyan kardeşim; gidip mesleğini yapacaksın, sen öğretim gören kardeşim; sürekli okuyacaksın senin alanın olmayan şeyleri bile okuyacaksın paylaşacaksın, sen erkek! kardeşim; her kadınla yatmayı isteyip utanmadan, evleneceğin kadından bakire olmasını beklemeyeceksin, sen kadın kardeşim; sana insan gibi davranmayan adamın yanında durmayacaksın, sen dindar kardeşim; ahlaklı olmayı dinin bir gereği olarak değil insan olmanın bir erdemi olarak göreceksin...
Ve ben canım kardeşim; VAZGEÇMİYORUM çünkü eğer vazgeçersem bir daha Nazım'ın yüzüne bakamam, Can Baba'yı anamam, Brecht okuyamam... Ve ben bunları yapmazsam bir daha...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder