30 Haziran 2011 Perşembe

Altyazı

Roanoke? (Kuzey Amerika'daki ilk İngiliz kolonisi); Croatoan
Pina (www.pina-film.de)
Xavier Dolan, Platonik aşkın Türkçe ve gerçek anlamı!
Hanna, Saoirse Ronan
The Way Back
Senna

23 Haziran 2011 Perşembe

stamboul

"savrulurken raconun kırmızı pelerini o zarif öfkeye 
zaman ki sana hasta oldu
incelikli haytasın!
Raksederken mahallenin maşallahı eyvallahı
güzelleş be oğlum, şimdilik ölümüne kadar hayattasın"

18 Haziran 2011 Cumartesi

yap bunu

git ulan Bozburun'a, Karia Bel'de kal

vice versa

iki kadın öptü beni Beyoğlu'nda
biri kumral biri sarışın
iki kadın,

birine göre beklediği mükemmellik
dünyanın en rezili,
hayatının hatası diğerine göre...

12 Haziran 2011 Pazar

Kabahatin çoğu bizde canım kardeşim,

Bugünkü seçimden sonra aklımda kalan en kötü şey akp'nin aldığı oylardan memnun olmayan hemen hemen bütün genç! arkadaşlarımın "bu ülkeyi terketmek istiyorum" cümlesi oldu. Nereye gidiyorsunuz, eğer bu ülke şu anda bu durumdaysa kabahatin çoğu da bizde canım kardeşim.
...
İnsanoğlu ilkel bir canlı olarak yaşadığı her andan haz duymak isteyecektir. Bu en zengin için de en fakir için de aynıdır. Sadece hazza ulaşma yolları farklılık gösterir. Farklı bir yönden de insan egosuna teslim bir varlık ise ego da hazza teslim olan bir duygudur. İşte bu yüzden hazzı bölmek, farklı kollara dağıtmak gerekir. Eğitim de tam da bu noktada lazımdır ve öğretimden ayrıldığı nokta da burada başlar. Egonun ve hazzın minimalize edilme yolları farklı kültürlerde farklı yollarla ortaya çıkmıştır. Yoga, din öğretisi, felsefe vs. hep bu eğitim boşluğunu karşılar. Düşünsenize dine yürekten bağlı geçmişteki insanların, günümüzde ruhsal dinginlik arayan insanların yoga tarzı öğretilere başvurma amaçlarını: iç dünyalarını huzursuz eden nefs/ego gibi duygulardan arınmak değil midir sizce de...  

İşte Atatürk'ün büyüklüğünü gösteren bir nokta daha. Bizler "Kırşehir-ilçeliğe düşme-klasik müzik" hikayesini kahkalarla anlatmıyor muyuz! O, bu milletin egosunu/hazzını doyurmak için bunun kollara ayrılması gerekliliğini, halkın bu noktadaki beklentilerini arttırma gerekliliğini biliyordu. Muassır medeniyet seviyesi derken bahsettiği buydu. RTE'nin söylediği doğru bir şey var gerçekten: Atatürk'ü anlamak her yıl 10 Kasım'larda veya Ankara'ya ilk gidişimizde o haşmetli aslanlı yoldan geçip, mozalesi önünde saygı duruşunda bulunup, müzeyi gezip “vay be” demekten daha öte bir duygusal zeka (EQ) gerektirir...

Sanayi devriminin amacı gerekli zamanı yaratıp insanoğlunun yaşamdan alacağı hazzı farklı kollara bölmek olması gerekirken son iki yüz yıldır hazza ulaşma yolları programlı olarak dönüşüm gösterdi ve birkaç maddeye indirgendi. Eskiden bunun yolu temel olarak sanat ve kolları iken giderek sanatın hayatımızdaki yeri azaldı ve hazza ulaşmanın tek yolu "güç" oldu. Bu da ya direkt olarak -imkanını bulur bulmaz- güç sahibi olmayla ya da dolaylı olarak; senin gibi düşünen birilerinin senin yerine güce sahip olması yoluyla gerçekleşmeye başladı…

Hayat şartları, yaşama güçlüğü demek kolaycılığa kaçar, neden mi: Böyle bir ahlaki/sosyo-kültürel eğitim düzeninde eğer dünya bugün herkesin mali olarak yeterli güce sahip olduğu bir durumda olsaydı yani bu dünyadaki herkes yüksek öğrenime sahip olsaydı kimse gidip tarlada, inşaatta vs. çalışmazdı, çünkü egonun/hazzı paylaştırmanın eğitilmediği bir eğitim (daha doğrusu öğretim) sisteminde kimse temel ihtiyaçları karşılamayı gerektiren işlerde çalışmayı kendine yakıştırmazdı...    

Babalarınız, dedeleriniz, nineleriniz anlatmıyor muydu 40-50 yıl öncesini. Bu ülke o zaman da dindardı ama aynı zamanda sinemaya da giderdi, müzik de dinlerdi, yan yana maç da izlerdi ama aynı zamanda rahatça karşı cinsle dans da ederdi. Çünkü hazzını paylaşırdı, bölerdi. 30-40 yıldır bu ülkede/dünyada hazzı paylaştırmanın yolları da minimalize edildi…

Bu duruma gelmemizin bir diğer nedeni de; kuşak(lar) olarak kendimizi eğitirken -hem sosyal anlamda hem kültürel anlamda- aynı şekilde ailelerimizi ve toplumu eğitme sorumluluğumuzdan kaçmamızdır, belki bir noktada bencilliğimizdir. Çok sevdiği şarkıcı, oyuncu, yazar herkes tarafından bilinmeye başlayınca kıskanmayan kaç kişi vardır? Yine eğitilmemiş ego... 

Bu çağda artık egoyu tatmin etmenin yolu yukarıda söylediğim gibi güç (maddi) sahibi olmaktan geçiyor. Bu nedenle insanlar -maalesef gençler- egosunu/hazzını doyurma yolu olarak bir an önce maddi yönden bir erk sahibi olmayı seçiyor ve öğretimini aldığı işi yapmaktan kaçıyor. Bu yaşta, kendi işinden haz duymayan insandan hayatın farklı alanlarından haz duyup egosunu doyurmayı bekleyemeyiz…

İşte akp'nin dokunduğu nokta burası. İnsanların egosunu doyurması gereken yönleri (haz yollarını) minimalize edip onu 2 maddeye indirdi. Din ve Mali güç. 1) Dini kullanarak yıllardır eğitimsiz bırakılan bir halka kendinden birileri olduğunu gösterdiler 2) Eğitimi olmayan birçok insanı zengin edip, reklamlarda oynatıp (bkz: Futbolcular, Şarkıcılar, Ali Ağaoğlu vb.) insanları kolay yoldan mali güce özendirdiler. Egosu doyurulmayan birçok genç de bir an önce yırtmanın! yolunu aramaktan kendini ve halkını eğitmekten vazgeçti...  
        
İşte bu yüzden sen canım kardeşim, kamu yönetimi okuyan; bankacı olmayacaksın, sen edebiyat okuyan kardeşim; hem Nazım'ı hem Necip Fazıl'ı ezbere bileceksin çevrendekilere anlatacaksın onları, sen uluslararası ilişkiler okuyan kardeşim; gidip mesleğini yapacaksın, sen öğretim gören kardeşim; sürekli okuyacaksın senin alanın olmayan şeyleri bile okuyacaksın paylaşacaksın, sen erkek! kardeşim; her kadınla yatmayı isteyip utanmadan, evleneceğin kadından bakire olmasını beklemeyeceksin, sen kadın kardeşim; sana insan gibi davranmayan adamın yanında durmayacaksın, sen dindar kardeşim; ahlaklı olmayı dinin bir gereği olarak değil insan olmanın bir erdemi olarak göreceksin...

Ve ben canım kardeşim; VAZGEÇMİYORUM çünkü eğer vazgeçersem bir daha Nazım'ın yüzüne bakamam, Can Baba'yı anamam, Brecht okuyamam... Ve ben bunları yapmazsam bir daha... 

eyvallah;

Güzel bir adam alt eder
-kimi?

Bir fahişeyse yorar kendini
bile bile
bile ki

Bir kadın ki
fahişe de olsa kimin umurunda,
altındadır hep bütün gerçekliğinin

10 Haziran 2011 Cuma

46/Mayıs-Haziran akılda kalanlar,

Ezgi Mola (TV)
Şebnem Bozoklu
Jerry Lewis-Andy Kaufman-Jim Carrey üçlüsü, Latka filmi, REM'in "Man on the Moon" şarkısı
Yosi Mizrahi- "Beraber eğlenemeyen insanlar beraber bir gelecek kuramazlar"
Jethro Tull
Foo Fighters- Wasting Lights albümü
Imam Baildi
DSQUARED2 güneş gözlüğü
Sony A845 Walkman 16 gb
Bir de;
Tiyatroyu çok boşladım

9 Haziran 2011 Perşembe

gönderme,

"Bal" filminin akıştan sonraki ilk sahnesi karanlık bir odada babasının Yusuf'a "oku" demesiyle başlıyor ve Yusuf saatli maarif takviminden bir sayfayı okuyor, sonrasında babasına bir rüya gördüğünü söylüyor. Tanıdık değil mi!

kimsin?


Şimdi olacaksa bir şey yarına kalmaz, yarına kalacaksa bugün olmaz.

Ağlayan, ağlatan, kahkahalar atan, aldatmayan, aldatmayacak, kavga eden, küsen,  barışan, yerlere yapışan, dik duran, duramayan,  terk eden, edemeyen, dönen, ama kendinin farkında olan, kendini; kendi isteğiyle kaybeden ama her istediğinde bulan çünkü kendini bıraktığı yeri hep bilen!

Komik biraz...

Aşık olan,  unutmayan, herkese yerini ayıran,  delice sarhoş olan, teslim olan, olmayan, öfkeli, sakin, soğukkanlı, kararlı, kararsız, uysal, dik başlı, düşünen, düşünmeden hareket eden, pişman olmayan, neşeli, acılı, hüzünlü, her daim mutlu,

Yani yaşayan....

Düşünen, düşündüğünü söyleyen,  saklayamayan, paylaşan, bazen çok, bazen az olan, eksik olan, yarım olan, tam olan... ama var olan. 

İçten biraz!

Sanatı seven, okuyan,  uykusuz kalabilen, alıp başını giden, döneceğini bile bile, gidemeyen,  çıldıran, çıldırtan, kıvrak olan, kıvrak geçişler yapan -konudan!-, ince düşünen…  ama hep kendiyle uğraşan...

E, haklı biraz!

Bazen aynı evde hem baba, hem sevgili, hem koca, hem çocuk, hem arkadaş olan ve bunların hepsini tek başına olan! 

Zeki biraz!

Karşılık bekleyen, beklemeyen, yargılamayan, bazen koca adam, bazen küçük bir şımarık olan, güven duygusuna ihtiyacı 
olmayan, “ne kadar yalansız yaşarsak o kadar iyi” diyen adama tapan, oynayan, oynamayan… ama hep seven;

İnsan biraz!

Hayatının kadınını  arayan,  tokat yiyen, asla yemeyen, yanlış anlaşılan, yılmayan, hayaller kuran, yıkıp yenilerini kuran, hep deneyen, hep yenilen ama en iyi yenilmek için tekrar tekrar deneyen,

Don Kişot biraz!     

İç güdüsü, aklı ve kalbi olan, hepsini bir arada kullanan, bu yüzden zor anlaşılan,  anlaşılamayan, düğüm gibi, yumak gibi, sıcak gibi, soguk gibi, net gibi, değil gibi...

Zor biraz!

7 Haziran 2011 Salı

odun olmak

kadınlar erkekleri hep odun olmakla itham eder ya haklılar aslında. evet kabul ediyorum(z) bir erkekler odunuz. misal kendimden örnek vereyim, ben kendimi kocaman bir odun olarak görüyorum, şöminenin kenarında yanmayı bekleyen ama sönmeye yüz tutmuş ya da koru beni yakmaya yetecek ateşe atılmak istemeyen. eğer o şöminenin sahibi yeni ateş yakmaya üşenir de beni eski ateşinin üstüne atarsa tüterim, dumanım boğar onu. acaba kadınlar da böyle yaptıklarından dolayı mı yakamıyorlar karşılarındaki odunları?,

5 Haziran 2011 Pazar

arts gratias homo

Günümüzde sanatın değerinin her alanda azaldığı bir noktadayız, sanatı önemsemeyen zihniyet doğayı mahvetmenin, avm'ler dikmenin sanattan ve doğadan daha önemli olduğunu savunmaktadır. Aynı zihniyet sporda da sanatı icra eden Federer yerine Nadal'ı (çok severim o ayrı), Messi yerine Ronaldo'yu, Kobe yerine LeBron'u vs. daha çok destekler. Bunun nedeni güce sahip olmanın sanatsal (estetik) bakış açısına sahip olmaktan daha cazip olması yani takdir etmekten ziyade hükmetme isteğidir... 

1 Haziran 2011 Çarşamba

kimya,

alkol turnosol kağıdı gibidir, adamın ne bok olduğunu ortaya çıkarıverir,